MADEN İŞÇİLERİNİN HAK ARAMA MÜCADELESİ ENGELLENEMEZ!
MADEN İŞÇİLERİNİN HAK ARAMA MÜCADELESİ ENGELLENEMEZ!
Haklarını ve emeklerinin karşılığını almak için Ankara'ya gelen maden işçilerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki direnişi günlerdir devam etmektedir. İşçilerin bu süre boyunca yetkili makamlara ulaşma ve kendilerine bir muhatap bulma çabalarına rağmen, hak ve alacaklarının karşılanması yönünde halen bir adım atılmamıştır.
Halbuki 28 Nisan 2026 tarihinde kamu makamlarının da yer aldığı görüşmeler sonucunda taraflar arasında uzlaşma sağlanmış; işçiler verilen sözler üzerine eylemlerini sonlandırmıştır. Buna rağmen Doruk Madencilik işçilerine verilen sözlerin yerine getirilmemesi ve aynı holdinge bağlı diğer işletmelerde çalışan işçilerin de benzer hak kayıplarıyla karşı karşıya kalması, İşçileri yeniden Ankara'da hak aramak zorunda bırakmıştır. Bu durum kamu makamlarının işçi haklarının korunmasına ilişkin sorumluluklarını yerine getirmediğini göstermektedir.
Süreç boyunca işçiler ve sendika yöneticileri birden fazla kez kolluk müdahalesi ve gözaltıyla karşı karşıya bırakılmıştır. İşçilerin hak ve alacaklarının korunması söz konusu olduğunda hareketsiz kalan kamu gücünün, aynı işçiler haklarını talep etmek üzere bir araya geldiğinde gözaltı tedbirleriyle karşılarına çıkması kabul edilemez. Bu tablo, meselenin münferit bir iş uyuşmazlığının ötesinde, işçilerin ortak hak talepleri ve kolektif mücadelesi bakımından da değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Tam da madencilerin emeklerinin karşılığını almak için Ankara'da hak aradığı bugünlerde, 21 Ağustos 2026 tarihinde Çayırhan Enerji İşletmesi sahasında meydana gelen maden faciasında bir maden işçisinin yaşamını yitirmesi ve çok sayıda işçinin yaralanması, madencilerin karşı karşıya bulunduğu sorunların yalnızca ücret ve işçilik alacaklarından ibaret olmadığını acı biçimde bir kez daha göstermiştir.
Madencilerin yer altında yaşamlarının ve güvenli çalışma koşullarının, yer üstünde ise emeklerinin karşılığını isteme, örgütlenme ve haklarını özgürce arama imkanlarının güvence altına alınması anayasal bir sorumluluktur.
Anayasa; devlete çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama yükümlülüğü yüklerken, işçilerin sendikal örgütlenme ile barışçıl toplantı ve gösteri haklarını da güvence altına almaktadır. Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler de örgütlenme ve kolektif hak arama özgürlüğünün korunmasını öngörmektedir. Bu güvenceler karşısında kamu makamlarının görevi, işçilerin hak arama mücadelesini engellemek değil; haklarını özgürce ve etkili biçimde kullanabilecekleri koşulları sağlamaktır.
Sosyal devletin yükümlülüğü, çalışma yaşamındaki ekonomik güç eşitsizliği karşısında işçiyi korumak, haklarının fiilen kullanılmasını güvence altına almak ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için etkili mekanizmaları işletmektir.
Antalya Barosu olarak, maden işçilerinin haklı mücadelesinin ve sendikal örgütlenme özgürlüğünün yanında yer aldığımızı; işçilerin hak arama mücadelesine yönelik müdahalelerin karşısında durduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiririz.
Haklarını ve emeklerinin karşılığını almak için Ankara'ya gelen maden işçilerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki direnişi günlerdir devam etmektedir. İşçilerin bu süre boyunca yetkili makamlara ulaşma ve kendilerine bir muhatap bulma çabalarına rağmen, hak ve alacaklarının karşılanması yönünde halen bir adım atılmamıştır.
Halbuki 28 Nisan 2026 tarihinde kamu makamlarının da yer aldığı görüşmeler sonucunda taraflar arasında uzlaşma sağlanmış; işçiler verilen sözler üzerine eylemlerini sonlandırmıştır. Buna rağmen Doruk Madencilik işçilerine verilen sözlerin yerine getirilmemesi ve aynı holdinge bağlı diğer işletmelerde çalışan işçilerin de benzer hak kayıplarıyla karşı karşıya kalması, İşçileri yeniden Ankara'da hak aramak zorunda bırakmıştır. Bu durum kamu makamlarının işçi haklarının korunmasına ilişkin sorumluluklarını yerine getirmediğini göstermektedir.
Süreç boyunca işçiler ve sendika yöneticileri birden fazla kez kolluk müdahalesi ve gözaltıyla karşı karşıya bırakılmıştır. İşçilerin hak ve alacaklarının korunması söz konusu olduğunda hareketsiz kalan kamu gücünün, aynı işçiler haklarını talep etmek üzere bir araya geldiğinde gözaltı tedbirleriyle karşılarına çıkması kabul edilemez. Bu tablo, meselenin münferit bir iş uyuşmazlığının ötesinde, işçilerin ortak hak talepleri ve kolektif mücadelesi bakımından da değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Tam da madencilerin emeklerinin karşılığını almak için Ankara'da hak aradığı bugünlerde, 21 Ağustos 2026 tarihinde Çayırhan Enerji İşletmesi sahasında meydana gelen maden faciasında bir maden işçisinin yaşamını yitirmesi ve çok sayıda işçinin yaralanması, madencilerin karşı karşıya bulunduğu sorunların yalnızca ücret ve işçilik alacaklarından ibaret olmadığını acı biçimde bir kez daha göstermiştir.
Madencilerin yer altında yaşamlarının ve güvenli çalışma koşullarının, yer üstünde ise emeklerinin karşılığını isteme, örgütlenme ve haklarını özgürce arama imkanlarının güvence altına alınması anayasal bir sorumluluktur.
Anayasa; devlete çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama yükümlülüğü yüklerken, işçilerin sendikal örgütlenme ile barışçıl toplantı ve gösteri haklarını da güvence altına almaktadır. Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler de örgütlenme ve kolektif hak arama özgürlüğünün korunmasını öngörmektedir. Bu güvenceler karşısında kamu makamlarının görevi, işçilerin hak arama mücadelesini engellemek değil; haklarını özgürce ve etkili biçimde kullanabilecekleri koşulları sağlamaktır.
Sosyal devletin yükümlülüğü, çalışma yaşamındaki ekonomik güç eşitsizliği karşısında işçiyi korumak, haklarının fiilen kullanılmasını güvence altına almak ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için etkili mekanizmaları işletmektir.
Antalya Barosu olarak, maden işçilerinin haklı mücadelesinin ve sendikal örgütlenme özgürlüğünün yanında yer aldığımızı; işçilerin hak arama mücadelesine yönelik müdahalelerin karşısında durduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiririz.
