BASINA VE KAMUOYUNA
BASINA VE KAMUOYUNA
Son dönemde kamuoyunun gündemine yansıyan Ayşe Barım hakkında verilen tahliye ve akabinde savcılık itirazı üzerine yeniden tutuklama kararları, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, insan hakları ve yaşam hakkı bağlamında değerlendirilmesi gereken önemli bir sürece işaret etmektedir.
Hukuk devleti ilkesinin en temel unsurlarından biri, yargı kararlarının öngörülebilir, gerekçeli ve bağımsız şekilde verilmesidir. Mahkemelerin verdiği tahliye kararlarının kısa süre içinde bir başka merciin kararıyla etkisiz hale getirilmesi, yargı bağımsızlığına dair tartışmaları artırmakta ve kamuoyunda hukuk güvenliği bakımından ciddi tereddütlere yol açmaktadır.
Demokratik toplumlarda, yargı kararlarının gerekçelerinin kamuoyu denetimine açık ve anlaşılır olması gereklidir. Aksi halde, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığına duyulan güven zedelenir. Bu bağlamda, verilen yeniden tutuklama kararlarının dayanaklarının somut ve açık gerekçelerle izah edilemeyeceği ve hatta kişiye eziyet anlamına geleceği ortadadır.
Tutuklama, ceza muhakemesinin en ağır tedbiridir ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde ancak zorunlu hallerde uygulanabilir. Daha hafif alternatif koruma tedbirleri (adli kontrol, ev hapsi gibi) mevcutken tutukluluğun tercih edilmesi, insan hakları hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Kaldı ki yargılamayı yapan, delilleri bizzat değerlendiren mahkemenin tahliye kararına karşı dosya üzerinden bir başka mahkemenin tekrar tutuklama kararı vermesi de Ohal döneminde başlayan ve doğal hakim ilkesini yerle yeksan eden bir uygulamadır.
Anayasanın 17'nci maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve sağlık hakkı, ceza infaz kurumlarında bulunan bireyler için de geçerlidir. Kamuoyuna yansıyan sağlık sorunları ve bu sorunların cezaevi koşullarında ağırlaşabileceğine dair hekim raporları, tutuklama tedbirinin yaşam hakkı ve insan onuru açısından yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Antalya Barosu olarak;
Her yurttaşın siyasi görüşü, kimliği ya da isnat edilen suçlamalardan bağımsız olarak; sürecin, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, insan hakları ve yaşam hakkı bakımından toplumun tamamını ilgilendiren bir sınav niteliğini taşıdığını,
Hukukun üstünlüğünün tartışmaya açılmasının, yargı kararlarının kısa süre içinde birbiriyle çelişir hale gelmesinin ve özgürlüklerin ağır tedbirlerle sınırlandırılması yöntemiyle masumiyet karinesinin zedelenmesinin toplumdaki adalet duygusunda derin yaralar açtığını,
Tutuklamanın bir ceza değil, istisnai bir tedbir olduğunu ve ölçüsüz biçimde uygulandığında insan haklarını ihlal ettiğini,
Yaşam hakkı ve sağlık hakkının cezaevinde dahi ertelenemez, pazarlık konusu yapılamaz olduğunu,
Bir kişinin hak ihlalinin tüm toplumun hukuk güvenliğini tehdit eder bir nitelik taşıdığını belirtiyor,
Yargıyı ve toplumu hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunma noktasında duyarlı olmaya çağırıyoruz.
Sürecin demokratik toplum düzenine daha fazla ve geri dönüşü olmayan yaralar vermeden, adil bir şekilde yürütülmesi gerektiğini vurguluyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
