BASINA VE KAMUOYUNA
SOKAK RÖPORTAJINDAKİ İFADELERİ SEBEBİYLE TUTUKLANAN YURTTAŞIMIZ HAKKINDA
Antalya'da Adem Karakoç isimli bir yurttaşın sokak röportajı sırasında eleştirel sözleri nedeniyle "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanarak cezaevine gönderilmesi; Türkiye'de ifade özgürlüğü alanındaki kısıtlamaların ne ölçüde yaygınlaştığını göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ve 28'inci maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10'uncu maddesinde güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğünün yurttaşlar tarafından etkin kullanılması, çoğulcu demokrasilerin ana unsurunu meydana getirmektedir.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de devlet organlarına ve siyasetçilere yönelik eleştirilerin "kabul edilebilir sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş" olduğunun altını birçok kararında çizmiştir.
Yine Yargıtay emsal içtihatlarında da siyasetçilerin görev icabı kamu denetimine açık oldukları için daha sert eleştirilere katlanmak zorunda bulundukları vurgulanmıştır. Bu anlamda eleştiri kapsamında kalan sert ifadeler dahi ifade özgürlüğünün hak alanı çerçevesinde yer almaktadır.
Dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamaların; CMK 100'üncü madde kapsamında kaçma ve delil karartma şüphesi bulunmadığı, aynı zamanda tutuklama tedbiri yönünden katalog suçlardan da sayılmadığı bu gibi durumlarda, tutuklama şeklinde uygulanan koruma tedbiri, ölçülü olmadığı gibi açıkça hukuka aykırıdır.
Kentimizde yaşanan bu ihlali titizlikle takip edeceğimizi; hukukun üstünlüğü ilkesinden hareketle sadece ifade özgürlüğü kapsamındaki sözleri nedeniyle hiç kimsenin özgürlüğünden mahrum bırakılmaması gerektiğini belirtir; haksız ve keyfi tutuklamalara karşı yurttaşlarımızın yanında olduğumuzu kamuoyuna bildiririz.
Antalya'da Adem Karakoç isimli bir yurttaşın sokak röportajı sırasında eleştirel sözleri nedeniyle "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanarak cezaevine gönderilmesi; Türkiye'de ifade özgürlüğü alanındaki kısıtlamaların ne ölçüde yaygınlaştığını göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ve 28'inci maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10'uncu maddesinde güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğünün yurttaşlar tarafından etkin kullanılması, çoğulcu demokrasilerin ana unsurunu meydana getirmektedir.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de devlet organlarına ve siyasetçilere yönelik eleştirilerin "kabul edilebilir sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş" olduğunun altını birçok kararında çizmiştir.
Yine Yargıtay emsal içtihatlarında da siyasetçilerin görev icabı kamu denetimine açık oldukları için daha sert eleştirilere katlanmak zorunda bulundukları vurgulanmıştır. Bu anlamda eleştiri kapsamında kalan sert ifadeler dahi ifade özgürlüğünün hak alanı çerçevesinde yer almaktadır.
Dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamaların; CMK 100'üncü madde kapsamında kaçma ve delil karartma şüphesi bulunmadığı, aynı zamanda tutuklama tedbiri yönünden katalog suçlardan da sayılmadığı bu gibi durumlarda, tutuklama şeklinde uygulanan koruma tedbiri, ölçülü olmadığı gibi açıkça hukuka aykırıdır.
Kentimizde yaşanan bu ihlali titizlikle takip edeceğimizi; hukukun üstünlüğü ilkesinden hareketle sadece ifade özgürlüğü kapsamındaki sözleri nedeniyle hiç kimsenin özgürlüğünden mahrum bırakılmaması gerektiğini belirtir; haksız ve keyfi tutuklamalara karşı yurttaşlarımızın yanında olduğumuzu kamuoyuna bildiririz.
